'Büyük biraderin' Türkiye operasyonu

DNA'larımızın peşine düştüler! Peki ama kim neden DNA'larımızı topluyor? Son yıllarda ülkemizde ve dünyanın birçok ülkesinde çok tartışılan bir konu var ki düşündükçe tüyler ürpertiyor! İşte o kirli oyunun perde arkası...

'Büyük biraderin' Türkiye operasyonu

Son yıllarda ülkemizde ve dünyanın birçok ülkesinde çok tartışılan bir konu var ki düşündükçe tüyler ürpertiyor! Aslında suçluları yakalamak veya kötü hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere yapılıyormuş gibi pazarlanıyor, ancak ne hukukçular ne de hekimler bu çalışmayı tam olarak etik bulmuyor!

Neden mi bahsediyoruz?
Cevabı basit: "DNA Veri Bankası"

İngiltere'de başlayan, ardından ABD, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri derken dünya geneline hızla yayılan insanların DNA'sının kayıt altına alınması çalışmaları, Türkiye'de de 2006 yılında “Türkiye Milli DNA Veri Bankası Tasarısı” adıyla TBMM'ye gönderildi ve halen onay bekliyor.

Elektron mikroskobu yardımı ile bile görmenizin mümkün olmadığı DNA, hücrenin ortasındaki, kromozom adı verilen 46 tane çok uzun ve çok ince iplikçiğin içinde gizlenmiş durumda. Ama bu tek hücrenin içindeki bütün DNA'yı söküp alabilseydiniz elde edeceğiniz DNA, bir buçuk metre uzunluğunda olurdu! DNA iplikçilerinin kalınlıklarını gözünüzde canlandırabilmemiz de aynı ölçüde zordur; bir fikir edinebilmemiz için şunu söyleyebiliriz: Bir dikiş iğnesinin deliğinden beş milyon tane iplikçiği aynı anda geçirebilirsiniz! Bir hücre bölünmek üzereyken DNA kıvrılarak sıkışır. Kromozomları görebilmenizin nedeni de budur. Benzersiz bir canlı yapılması için gerekli bilgilerin tümü bu kromozomların içinde bulunmaktadır.

Genetik özelliklerimiz hücrelerimizdeki çekirdeğin içinde bulunan kromozomlarda taşınır. Kromozomlar DNA ve özel proteinlerin birleşmesiyle oluşur.

DNA, hücrenin yönetici molekülüdür ve beslenme, solunum, üreme gibi canlılık faaliyetlerini yönetir. DNA'nın yapısında kalıtsal özelliklerimize etki eden yapılar bulunur. Bu yapılar genlerdir. Kalıtsal bilgiler genler tarafından taşınır.

Bu bilgilere sahip olduktan sonra iki hayati soru soruyoruz:

1. Bu kadar önemli bir yapıya sahip DNA'mız başka insanların veya başka milletlerin elinde ne gibi amaçlar için kullanılabilir?

2. Son yıllarda gündemden düşmeyen DNA veri bankası çalışmaları hangi ülkelerde yapılıyor?

Öncelikle basında yer alan haberlerden hangi ülkelerde ne şekilde “DNA Veri Bankası” oluşturulduğuna bakalım. Bu noktada özellikle Ekim 2009'da Cihan Haber ajansının duyurduğu “BAE, DNA veri tabanı oluşturmaya hazırlanıyor”  haberi çok dikkat çekici:

BAE`de yayınlanan The National gazetesine açıklamada bulunan Milli DNA Veritabanı Başkanı Dr. Ahmed El Marzuki, şahısların yanak içlerinden sıvı örneği alınarak bilgilerin saklanacağını ve bunun için ayrıca bir kanun çıkarmaya gerek olmayacağını söyledi. İlk basamakta altyapının hazırlanıp laboratuar teknisyenlerinin işe alınacağını sözlerine ekleyen El Marzuki, bunun yaklaşık bir sene alacağını belirtti. Ardından çocuklardan başlayarak tüm halktan DNA örnekleri toplamaya başlanacak ve tüm nüfusun profili çıkarılmış olacak.

Veritabanı başkanı ayrıca bir yıl içerisinde bir milyon şahıstan DNA örneğini toplamayı hedeflediklerini ve nüfus artışı göz önünde bulundurulunca tüm veritabanının 10 yılda tamamlanacağını söyledi. Yetkililer, şu an sadece çeşitli suçlara karışmış 5 bin şahsın DNA profilinin saklandığını kaydetti. En son yapılan resmi tahminlere göre BAE`nin nüfusu 6 milyona yaklaşırken yerli halk toplam nüfusun yüzde 20`den azını oluşturuyor.

İngiltere'de 4,5 milyon kişinin DNA bilgileri kayıt altında…

Yaşayananayasa sitesinde yayınlanan “İngiltere'de DNA Veri Tabanı Tartışması” başlıklı haberine göre:

İngiltere'de DNA veri tabanlarında 4,5 milyon kişi hakkında bilgiler bulunuyor. Genel nüfusa vurulduğunda, İngiltere oransal olarak dünya genelinde en çok kişinin DNA verilerinin saklandığı ülke durumunda.

Veri tabanının bu kadar kabarık olmasının nedeni, hüküm giymeseler dahi, gözaltına alınan herkes hakkındaki bilgilerin, hayatlarının sonuna dek saklanıyor olması.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, geçtiğimiz yıl bunun “gelişigüzel” bir uygulama olduğuna hükmetmişti. Bu nedenle, şimdi belli bir sürenin sonunda hüküm giymemiş insanların verilerinin silinmesi planlanıyor. Bu süre, cinsel taciz ya da şiddet olayına karıştıkları için gözaltına alınan, ama hüküm giymeyen kişiler için 12 yıl, diğer suçlardan gözaltına alınan ama giymeyen kişiler için 6 yıl olacak.

Türkiye'de 2006 yılında hazırlanan “Türkiye Milli DNA Veri Bankası Tasarısı” halen TBMM'de bekliyor!

Biyoetik.org sitesinde yayınlanan  “DNA Veri Bankası Kanun Tasarısı etik mi?” başlıklı haber, uzmanların konu ile ilgili görüşlerine göre onlarca soru işareti ile karşımıza çıkıyor!

Adli Tıp Uzmanları Derneği, halen TBMM'de bekleyen DNA Verileri ve Türkiye Milli DNA Veri Bankası Kanunu Tasarısında hukuk ve etik açıdan tartışma, belirsizlik yaratan pek çok noktanın yer aldığını açıkladı.

Dernek yaptığı açıklamada şu konuların altını çizdi:
"Bu tasarıda, konu DNA Bankası kurulması amacı dışına taşmış; kimlik tespiti veya adli amaçlarla DNA örneklerinin alınması ve analiz yapılması hususlarını da kapsayan kurallar ön görülmüştür. Böylece, yasa tasarısı içeriği Ceza Muhakemesi Kanunu'nun(CMK) 78- 81. maddelerinde tanımlanan unsurlar ile çelişki ve aykırılık oluşturacak tarzda geniş bir kapsamda tanımlanmış olup; CMK'nın ilgili maddelerinde ele alınmış hususların, söz konusu yasa ile hızla değiştirilmeye çalışıldığı izlenimi ortaya çıkmaktadır.

Tasarının 6. maddesine göre, Banka izin vermedikçe ve Sağlık Bakanlığı da önermedikçe, sadece 3 laboratuar (Adli Tıp, Polis ve Jandarma Kriminal Laboratuarları) adli DNA incelemesi yapabilecektir. Bu laboratuarların her üçü de yürütmeye bağlıdır.

Üniversite bünyelerindeki adli tıp, tıbbi biyoloji ve genetik laboratuarları tamamen devre dışı bırakılmıştır. 2547 sayılı YÖK Kanunu'nun 38/2. maddesi ile 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca üniversiteler adli tıp olaylarında ve diğer konularda resmi bilirkişi olarak zikredilmiş olup; yasa tasarısı üniversitelerin bu yasal hak ve yetkilerini açıkça ihlal etmektedir.

Bilimsel rekabeti önlediği gibi, şahısların hak arayabilme hürriyetlerine zarar verecektir. Bu düzenleme ile kişilerin, başka laboratuar incelemelerine göre kendilerini temize çıkarabilme olanakları olamayacaktır. Mahkemelerin bağımsız bilirkişi atamasına engel olacaktır.

Banka Başkanının atamasının Başbakanca yapılacağı ön görülmüştür. Böylesine önemli bir kurumun siyasi erke bağlanması doğru değildir. Ayrıca, banka başkan ve başkan yardımcısında aranan akademik düzey için “bilim uzmanlığı”nın yeterli bulunması, kurumun güvenilirliği açısından uygun değildir.

DNA Bankası konusu halen, dünyada hukuksal ve etik açıdan önemli bir tartışma konusu iken; CMK ile çelişen hususları ve insan hakları hukuku açısından riskleri ilgili akademik ve sivil platformlarda kapsamlı bir şekilde tartışılmadan, söz konusu tasarının alelacele yasalaştırılmaya çalışılması son derece önemli sakıncalar içermektedir. Bu tasarıda, hukuk ve etik açıdan tartışma veya belirsizlik yaratan pek çok nokta yer almaktadır.

DNA Bankası oluşturulması amacı ile materyalin hangi tür kriminal olaylardan elde edileceği ve hangi amaçlarla kullanılacağı belirsizdir. Bu konuda yetkili kılınan üç laboratuarın (Adli Tıp, Polis ve Jandarma Kriminal Laboratuarları) yürütmeye bağlı olması ve ayrıca üniversitelerin devre dışı bırakılmış olması ciddi sakıncalar içermektedir.

Uzmanlık Derneğimiz, DNA Verileri ve Türkiye Milli DNA Veri Bankası Kanunu Tasarısı hakkında; başta üniversitelerin ilgili birimleri (Adli Tıp Enstitüsü, Adli Tıp Anabilim Dalları, Tıbbi Biyoloji ve Genetik.., Ceza ve İnsan Hakları Hukuku Dalları) ve ilgili sivil toplum örgütleri (Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği başta olmak üzere ilgili uzmanlık dernekleri,..) olmak üzere tüm kamu ve sivil kurumların görüşü dikkate alınarak ve aceleye getirilmeksizin ele alınması gerektiğine; önemle dikkati çeker. "

DNA veri bankası projesinin arkasında hangi amaçlar olabilir? Kişilerin DNA'larının toplanıp kayıt altına alınması ne gibi tehditleri doğurabilir? İyilikguzellik,  gazeteci-yazar Kemal Özer'e sorduk.

İşte Kemal Özer'in açıklamakları…

“Dünyada ilk soy arıtım ve ari ırk projesi 1800'lü yılların ortalarında İngiltere'de başladı. İngiltere bu tür işlere çok açık bir ülke! Bu Siyonist bir projedir, İngiltere'nin ardından ABD ve Almanya'dan da projeye destek gelmiş ve bu ülkelerde de benzer çalışmalar başlatılmıştır. İngiliz bürokrasisi üzerinde güç ve söz sahibi olan 'Rothschild' ailesi, projeye destek veren önde gelen isimlerin başında geliyor.

'Soy arıtım' çalışmasının ardında kendi belirledikleri genlerden yeni bir insan oluşturma çabası var.

DNA Veri Bankasından aldıkları genlerle:
• Değişik insanların yani birkaç kadınla birkaç erkeğin hücreleri karıştırılarak yeni bir oluşturulabilir! Bu özellikle tüp bebek sahibi olmak isteyenler için, onlardan habersiz olarak risk oluşturabilir.
• Dünyada çok büyük bir organ mafyası var! DNA arşivi tutularak organ ticareti için zemin hazırlanabilir!

DNA Veri Tabanı oluşturma çalışmaları Türkiye'de gayri resmi olarak yapılıyor olabilir! Örneğin Sağlık Bakanlığı'nın geçtiğimiz aylarda genelge yayınlayarak hastane dışı doğumu yasaklaması çok düşündürücü!"

Türkiye'de yeni doğan bebeklerin hepsinin hastane ortamında doğmasına şart koşulmasının ardında ne tür sebepler olabilir?

"Şimdi Türkiye'de hastane dışı doğumu yasaklanmasının sorgulanması gerekiyor! Başbakan bir tarafta en az üç çocuk yapın çağrısında bulunurken diğer tarafta Başbakan'a bağlı kurumlar doğumu zorlaştırıyor! Bu tür genelgeler Sayın Başbakanımızdan habersiz olamayacağına göre, belki de bu genelgelerden sonraki gelişmeler kendisinden gizleniyor olabilir…

Örneğin, Çin'de de hastane dışı doğum yasak, orada yoğun nüfus artışını önlemek adına hastaneye doğuma gelen kadınların, doğumdan sonra rahimleri alınıyor veya yumurtalıklarına müdahale edilerek bir daha çocuk sahibi olmaları engelleniyor. Hem de doğumdaki kadının haberi olmadan ve izni alınmadan!"

Bu genelgenin amacının DNA Veri Bankası oluşturulması ile ilişkisi olabilir mi?

1.Bu genelge özel sektörün iştahını kabartıyor! Çünkü hastaneye gidip doğum yapmanın bir faturası var ve bu da yine özel sektör için gelir kapısı.

2. Sezaryen ile doğumlar da bir nevi doğum kontrol yöntemi, hastane ortamında daha çok sezaryen doğum teşvik ediliyor… Ardından da sezaryen ile doğum yapan anneler çeşitli bahanelerle korkutuluyor ve bir daha doğum yapması önleniyor.

3. Sezaryenle doğum yapan annelerin, yanlışlık adı altında yumurtalıklara müdahale edilerek bir daha çocuk yapma şansı elinden alınıyor!

4. Hastane ortamında doğumla, hem yeni doğan bebeklerin kan örneklerinin, hem de doğum yapan annelerin kan örneklerinin dolayısı ile DNA örneklerinin alınabilmesi için ortam da hazır hale gelmiş oluyor!

Özetle DNA Veri Bankası oluşturulması, hem hukuken hem ahlaken hem de tıbben etik olmayan, çok tartışmalı ve soru işaretleri çok fazla olan bir çalışma diyebiliriz…

www.iyilikguzellik.com

özel Nihal Doğan

Yorum Yap

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı!
CHP'den eksik ama doğru tohum hamlesi

CHP'den eksik ama doğru tohum hamlesi

2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.

Bayer insanlığı kanser yaptığını kabul etti

Bayer insanlığı kanser yaptığını kabul etti

Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.

GDO'lu tohum yok cümleleri yalanmış, işte gerçekler

GDO'lu tohum yok cümleleri yalanmış, işte gerçekler

Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.

Meyve ve sebzelerdeki büyüme hormonuna dikkat

Meyve ve sebzelerdeki büyüme hormonuna dikkat

Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.

Şeker ve şekerli içecekler kanser riskini artırıyor

Şeker ve şekerli içecekler kanser riskini artırıyor

Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.

Gerçekler er geç ortaya çıkar: İşte ilginç bir araştırma

Gerçekler er geç ortaya çıkar: İşte ilginç bir araştırma

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı

'Aflatoksin içermeyen süt bulamadım'

'Aflatoksin içermeyen süt bulamadım'

Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.

Yerli sığır ırklarımız ve sağlıklı süt

Yerli sığır ırklarımız ve sağlıklı süt

Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.

Gıda Hareketi bir kez daha haklı çıktı

Gıda Hareketi bir kez daha haklı çıktı

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.