Uzmanlar 'aklın gıdası' olarak katkı sağladığı savunulan gıdalar yardımıyla çocuklarının cin gibi olmasını bekleyen anneleri uyarıyor: 'Cin gibi çocuklar beklerken, karşımıza hiperaktif, obez, otistik, depresif çocuklar çıkabilir.'
Reklamlara Bakılırsa Beyni Çalıştıran, Zekanın Performansını Arttıran Ürünlerin Faydaları Saymakla Bitmiyor. Peki Ya Gerçekler?
Uzmanlar, çoğunlukla çocuklara yönelik hazırlanan ve zekâ arttırıcı olduğu iddia edilen hazır gıdaların faydadan çok zararı olduğunu söylüyor. Peki ya zekâyı parlatmak ve ruh sağlığımızı korumak için ne yapmak, ne tüketmek gerekiyor? İşte doğal beyin mönüsü…
"Bu ürünler akla zarar" diyor Prof. Dr. Ahmet Aydın. Konumuz son zamanlarda reklamlarına sık sık rastladığımız zekâ geliştirdiği iddia edilen hazır yiyecekler. Zekâ gelişimi ebeveynlerde takıntı halini alınca, gıda üreticileri için de yeni bir pazar doğdu: Çocuklara "aklın gıdası" olarak katkı sağladığı savunulan ürünler! Ama uzmanlar bu gıdalar yardımıyla çocuklarının cin gibi olmasını bekleyen anneleri uyarıyor: "Cin gibi çocuklar beklerken, karşımıza hiperaktif, obez, otistik, depresif çocuklar çıkabilir!"
Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı'ndan Prof. Dr. Ahmet Aydın, reklamlar aracılığıyla zihin ve beden gelişimine büyük katkı sağlayacağı iddia edilen bu tür ürünlere karşı tek başına mücadele verdiğini anlatıyor. "İçeriğinde iyot, demir, Omega-3 olunca sanki o yiyecek çocukları daha akıllı yapacak! Oysa bu tür ürünlerin üçte ikisi şeker. Çocuklar bunları yiye yiye şeker bağımlısı oluyor. Doğal gıdaları, evde hazırlanan besinleri yememeye başlıyor. Bu da birçok başka probleme neden oluyor." (Son bilimsel çalışmalar da hiperaktiviteden depresyona kadar birçok rahatsızlıkta rafine şeker tüketiminin etkili olduğunu gösteriyor. Aktüel okurları konuyla ilgili detayları bir sayı önceki dergimizde yer alan Yenal Bilgici ve Nevra Yaraç Laçinok'un hazırladığı dosyadan hatırlayacaklardır.)
Zekâyı açtığı, çocukları birer küçük Einstein'a çevirdiği ima edilen katkılı çerezlerin faydaları konusunda şüphe taşıyan tek uzman Prof. Dr. Aydın değil. Memorial Hastanesi nöroloji uzmanlarından Dr. Abdullah Özkardeş de bu tür ürünlerin içeriğinin çok spekülatif olduğunu belirtiyor ve ekliyor: "Beyin gelişiminde etkili olan besinleri doğal yollarla almak çok daha faydalıdır."
Aslında uzmanların da vurguladığı gibi bu hazır gıdalarda bulunan Omega 3, DHA, demir gibi maddeler, sağlıklı ve iyi çalışan bir beynin temel kaynakları arasında yer alıyor. Yani, üreticilerin bu maddeleri yaldızlı harflerle parlatıp yanar dönerli animasyonlarla anne babaların gözüne sokması boşuna değil. "Ama bu maddeleri uç uca ekleyerek, içine şekeri de basıp, ürününüzün faydalı olduğunu iddia edemezsiniz" diyor Prof. Dr. Aydın. "İyot zaten tuzda var, Omega-3 soya yağından geliyor, EPA ise içeriğe o kadar az oranda katılmış ki, normal koşullarda takviye olarak hastalarımıza verdiğimiz miktarın onda biri bile değil."
Diğer taraftan Fransız Dergisi Ça M'interresse'in geçen ayki sayısında yer alan "Beyin Diyeti" başlıklı bir makalede, iyi işleyen bir beynin yaklaşık 40 maddeye ihtiyaç duyduğu anlatılıyor. Dr. Abdullah Özkardeş de beyin gelişiminin yüzde 90'ının beş yaşına kadar tamamlandığını ve tüketilen besinlerin hem bu süreçte, hem de sonraki yıllarda akıl ve ruh sağlığımızı korumamız açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor. Evet, ruh sağlığımızı da! Çünkü, deyim yerindeyse psikolojimizin balans ayarını yapan; mutlu, asabi hatta âşık olmamızı sağlayan serotonin, dopamin gibi kimyasalların oluşumunda da yine tükettiğimiz gıdalar büyük rol oynuyor. Katkı maddeli hazır gıdalardan ümidi kestiğimize göre, sağlıklı bir beyin ve psikoloji için özellikle hangi gıdaları tüketeceğimize geçelim. Ama önce doğal yolla aldığımız besinlerin beynimizi nasıl çalıştırdığına bir göz atalım.
Beynimizi bir bilgisayar gibi düşünün. 100 milyar nörondan, yani mikro işlemciden oluşan bir bilgi kaynağı. Nöronlara sürekli olarak enerji vermek gerekiyor. Bunu ekmek, hamur işi ya da benzeri glucid içeren şeyler yiyerek yapabiliriz. Nöronların birbirleriyle bağlantısını sağlayan kablolar, besinlerimizden aldığımız maddelerle gelişiyor. Kabloları koruyan kılıfa myelin deniyor ve myelinin yüzde 75'ini yağlar oluşturuyor. Mesajları taşıyan ve amino asitlerden meydana gelen nörotransmitterler (sinir ileticileri) ise vücudumuza giren proteinlerden oluşuyor. Beyin dinlenme sırasında beslenmeyle vücuda giren enerjinin yüzde 20'sini alıyor. (yeniaktüel)
Avustralya'da 6 yıl boyunca herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan 25 yaş üzeri 8 bin 800 kişi üzerinde yapılan araştırmadan ilginç sonuçlar çıktı. Araştırmaya göre, günde 4 saat veya daha fazla televizyon karşısında kalanların, 2 saatten az izleyenlere göre kalp rahatsızlığından ölme ihtimali yüzde 80 daha fazla. Bu kişilerin herhangi bir sebepten ölme olasılığı da az TV izleyenlere göre yüzde 46 fazla.
Bunun yanı sıra televizyon karşısında harcanan her ek bir saat, kalp rahatsızlığından yaşamını yitirme riskini yüzde 18, genel sebeplerden ölüm riskini de yüzde 11 artırıyor. Katılanların yaşları, sigara kullanımı, tansiyonları gibi sağlık konuları hesaba katıldığında bile bu oranların değişmediği belirtiliyor.
SEBEP: HAREKETSİZ KALMAK
Bu "tehlikeli" durumun nedeni ise televizyonunun kendisi değil. Araştırmayı yöneten Dr. David Dunstan, sorunun, televizyon karşısında "yanlış oturmaktan" kaynaklandığını belirtiyor.
Araştırmaya göre, çok uzun süre televizyon izlemek, çok uzun süre oturmak anlamına geldiği için, bu sürede kaslar hareket etmiyor ve böylesine uzun süreli hareketsizlik metabolizmayı bozuyor. Dahası, sonrasında egzersiz yapmak televizyon karşısında çok oturmanın getirdiği olumsuz sonucu telafi etmiyor. Dunstan, insanların TV izlerken de aktif olabileceğine dikkati çekerek, reklam aralarında ayağa kalkılması, dolaşılması ve TV izlerken bazı egzersizler yapılması tavsiyelerinde bulundu.
Araştırmanın detayları American Heart Association Journal'in 26 Ocak sayısında yayımlanacak.
İyibilgi
2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.
Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.
Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.
Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.
Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı
Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.
Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.
Yorum Yap
Yorumlar