Orman ve Su İşleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan ‘Nehir Havzaları Koruma ve Planlama Yönetmeliği Taslağı’, görüş ve önerileri alınmak üzere ilgili kurumlara gönderildi.
Taslakta yer alan ‘sektörel tahsis' konusunun yaşamsal önem taşıdığına vurgu yapan Doç. Dr. Yücel Çağlar, suyun ticarileştirilmesine yönelik uygulamaların alt yapısının oluşturulduğunu savundu.
AB SU ÇERÇEVE DİREKTİFİNE UYUM SAĞLANMASI AMAÇLANIYOR
Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından oluşturulan taslak metinde, “Bu çerçevede, Bakanlığımız tarafından su kaynaklarının havza bazında sürdürülebilir bir şekilde geliştirilmesi, iyileştirilmesi, korunması ve kullanılması ile AB Müktesebatı Su Çerçeve Direktifine uyum sağlanması maksadıyla ‘Nehir Havzaları Koruma ve Planlama Yönetmeliği Taslağı' hazırlanmıştır” ifadelerine yer verilerek Yönetmelik Taslağına ilişkin görüş ve önerilerin 20 Nisan 2012 tarihine kadar Bakanlığa gönderilmesi istendi.
SUYUN YÖNETİMİ TEK BAKANLIĞA VERİLDİ
4 Nisan 2011 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 645 sayılı Orman ve Su işleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile ‘Su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak, ulusal su yönetimini koordine etmek' görevinin Bakanlığa verildiği vurgulanan taslak metinde, yüzeysel sular ile yer altı sularının miktar, kalite ve ekolojik açıdan korunması ve planlaması için bir çerçeve oluşturulmasının amaçlandığı belirtildi.
‘ULUSAL SU PLANI' HAZIRLANACAK
645 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 2., 9. ve 26. maddelerine dayanılarak hazırlandığı belirtilen taslakta; göller, sulak alanlar, nehir havzaları ve yer altı ve yer üstü sularıyla ilgili bir ‘Ulusal Su Planı' hazırlamayı öngörüyor. 11 bölümden oluşan yönetmelik taslağında ayrıca ‘Nehir Havza Yönetim Planları Hazırlanması Esasları'nı kapsayan bir eke de yer verildi.
KURULUN KİMLERDEN OLUŞACAĞI KUŞKULU
Yönetmelik taslağıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Yücel Çağlar, taslakta; “su havzaları bazında yönetimin planlama, uygulama ve yatırım gibi tüm bileşenlerinin üst ve ana havzada ele alındığı ve kamu kurum ve kuruluşlarınca yerine getirilmesi gereken hususların uygulanmasının değerlendirildiği kurul” olarak tanımlan “Su yönetimi ulusal koordinasyon kurulu”nun yaşamsal bir işleve sahip olacağını ancak kimlerden oluşacağı ve nasıl çalışacağının tartışmalı olduğunu savundu.
NEHİR HAVZALARI YÖNETİM PLANINA ELEŞTİRİ
Taslakta yer alan ‘Ulusal Su Planı'nın da hazırlanış ve bağlayıcılığı yönünden tartışmalı olduğuna değinen Çağlar, sektörel tahsislerde ekosistemin ihtiyacı olan su miktarının korunması ve güvence altına alınmasıyla ilgili belirleme ve denetimin soru işareti oluşturduğunu öne sürdü. Taslak kapsamında ele alınan nehir havzalarıyla ilgili yönetim planı tanımında kullanılan “ekonomik bakımdan önemli sucul türlerin korunması için tahsis edilen alanlar” ifadelerini eleştiren Çağlar, “planlar eylem planlarıyla güncellenir mi? Önemi kim belirleyecek. Önemli olmayanlar ne olacak?” diye sordu.
‘HAVZALAR ARASI SU AKTARIMI KORKUNÇ!'
Taslak metindeki “sulama suyunun ölçülmesi ve sulama suyu tarifelerinin kullanıcılar tarafından suyun verimli şekilde kullanılmasını teşvik edecek şekilde yapılandırılması, su tarifeleri” ve “hizmetlerinde maliyet” ifadelerinin suyun ticarileştirilmesi anlamına geldiğini savunan Çağlar, “demek ki su artık iyiden iyiye ticari oluyor. Bu maliyeti kimler kimlere ödeyecek?” diye soran Çağlar, taslak metindeki ‘havzalar arası su aktarımları' hedefleri ifadelerini ise ‘korkunç' olarak niteledi.
‘SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNİN ALT YAPISI OLUŞTURULUYOR'
Orman ve Su İşleri Bakanı yürütülecek olan yönetmelik hükümlerini içeren taslak metnin açık ve katılımcı olması gerektiğine işaret eden Çağlar, ilgili demokratik kitle örgütlerinin de katılımın sağlanması gerektiğinin altını çizdi. Taslakta yer alan ‘sektörel tahsis' konusunun yaşamsal önem taşıdığına vurgu yapan Çağlar, taslakla ilgili çekincelerini şöyle sıraladı: “gerekli görülen işlemlerin ‘yaptırtılması' dönemi açılıyor. Planlama sürecinde terslikler var, yaptırım güçleri yok; 645 ve 648 sayılı KHK'larda sözü edilen ‘entegre havza yönetimi' ile hiçbir biçimde ilişki kurulmuyor. Çok açık; suyun ticarileştirilmesine yönelik uygulamaların alt yapısı oluşturuluyor. 644 ve 648 sayılı KHK'larda sözü edilen ve hazırlık çalışmaları yürütülen ‘Mekansal stratejik planlama' ile ilişkisi belirsiz. Sözü edilen kimi birimlerin yapısı ve çalışma düzenleri keyfiliklere çok açık.”
TÜRKİYE'NİN SULARI BAKAN EROĞLU'NA BAĞLANDI!
Öte yandan Başbakanlık genelgesiyle kurulan ve 20 Mart'ta Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu'na ilişkin görüşlerini de dile getiren Çağlar, Orman ve Su İşleri Bakanı'nın veya gerektiğinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında oluşturulması kararlaştırılan Kurul'un yalnızca kamu kurum ve kuruluşları tarafından oluşturulmasını eleştirdi.
SU YATIRIMLARI HIZLANDIRILACAK
Suyun iyi yönetimi açısından; bütün bakanlık, kurum ve kuruluşların koordinasyon ve işbirliği içerisinde ve ortak bir strateji çerçevesinde hareket etmeleri gerektiği belirtilen genelgede, “Su kaynaklarının bütüncül havza yönetimi anlayışı çerçevesinde korunması için gereken tedbirleri belirlemek, etkili bir su yönetimi için sektörler arası koordinasyonu, işbirliğini ve su yatırımlarının hızlandırılmasını sağlamak, ulusal ve uluslararası belgelerde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesi için strateji, plan ve politika geliştirmek, havza planlarında kamu kurum ve kuruluşlarınca yerine getirilmesi gereken hususların uygulanmasını değerlendirmek, üst düzeyde koordinasyonu ve işbirliğini sağlamanın” amaçlandığı ifade edildi.
‘ÇALINACAK MİNAREYE KILIF MI HAZIRLANIYOR?'
Kurulun çalışma düzeninin açıklanmadığını savunan Çağlar, “neden öteki ülkesel, sektörel ve bölgesel plan ve projelerle ilişkisi kurulmamış. Neden 644, 645 ve 648 sayılı KHK'larda sözü edilen ‘plan', ‘kurul' vb organlarla, ‘mekansal stratejik planlama', ‘entegre havza yönetimi' vb ile nasıl ilişkilendirileceği açıklanmamış. Neden ülkemizde de ağırlıklı olarak su tüketen sektörlerin demokratik kitle örgütleri ile TMMOB, TZOB, ORKOOP vb meslek kuruluşlarına yer verilmemiş. Neden Orman Genel Müdürlüğü Kurula alınmamış? Kurulun temel görevi çalınacak minareye kılıf hazırlamak mı? ” sorularının yanıtlanması gerektiğini dile getirdi.
Yusuf Yavuz / Atlas Dergisi
2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.
Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.
Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.
Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.
Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı
Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.
Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.
Yorum Yap
Yorumlar