Herkes Mersin'e Türkiye tersine

Bugün dünya ölçeğinde 15 milyon hektarın üstünde ekolojik üretim yapıldığı gözleniyor. Türkiye'de ne kadar dersiniz? Ziraat ülkesi Türkiye’mizde topu topu bu iş için 50 000 hektar kullanılıyor. Ekonolojik tarımdan Avusturalya 8, Arjantin ve İtalya 2 şer buçuk bilyar dolar elde ederken Türkiyenin hormon ve pestisit kalıntılı ürünler ya alıcı ülke gümrüklerinde çürüyor yada bizim mideleri çürütüyor...

Herkes Mersin'e Türkiye tersine

O hormon bize çalışır mı?

Bütün dünya konuşuyor, tartışıyor. Hem sıhhatini koruyor hem de bu büyük pazardan ekmek yiyiyor.
Organik Ürünler, yüzyılın göz alıcı alanı. Ya biz? Kulakları tıkayıverip böyle “uçuk konuları” geçelim deyiveriyoruz: O mahzurlu dediğin ne bize, ne de açılıma çalışmaz!

BİZİM ZİRAİ İLAÇLAR SARKOZY'DEN SORULUR


Bu sene yaz tam yaz gibi geçti. Artık bunu da söyler hale geldik. Neden? Çünkü mevsimlerde öyle tuhaf değişiklikler, kaymalar görüyoruz ki, eski bildiklerimize yakın bir seyir bize bayram ettiriyor: Hah, böyle olmalı idi diye!

Bu aynı zamanda ne demek? Her rengin zenginliğinin bütün tabiatta görünür, elle tutulur hale gelmesi demek. Ve nihayet tabiatın her türlü sebze meyve alanında da bonkör olduğu günler demek.

Türkiye, tesadüfen yaz başına rast geldi, üç dört aydır çok, ama çok önemli bir konuyu layıkı ile tartışmadan pas geçiyor. Ve herhalde farkındasınız, sadece lezzetlerden söz etmiyorum: Sağlığımız açısından da hayati önemdeki bu tartışmayı Avrupa Topluluğuna borçluyuz. Basında da yer aldı. Muhtelif Avrupa Topluluğu Ülkeleri, özellikle Almanya, Türkiye'den ihraç edilmek istenilen yeşil biberleri kabul etmediler, geri yolladılar.

“Canım nesi var, yemyeşil biberlerin. Zaten bu Almanlar da hepten Türkiye düşmanı. Ya da, acaba bu konuda da bir Sarkozy - Merkel marifeti var mı?” diye eğlenebileceğimiz bir noktayı da geçtik...

Bütün dünyada ekolojik- organik tarıma ağırlık veren görüşler, yatırımcılar gündemde iken bizde kabul edilebilir normların üstünde zirai ilaç yada hormon kullanılması, yada kullanılabilir olması 21. Yüzyıl'ın ortasında yer almak isteyen bir toplum için kabul edilemez bir keyfiyet. Peki nedir olup bitenin bize maliyeti? Bekliyoruz ki tıp adamlarımız, beslenme uzmanlarımız çıkıp konuşsun, anlatsınlar...

HORMONLU BAHÇE SAKİNLERİ, EGONUZU YOKLAYIN

Biz şu kadarını söyleyelim. İnsan vücudu, bir dizi problemle başa çıkıp, kendi kendini temizleyebiliyor. Ama şunu da biliyoruz ki vücudumuz söz konusu "zirai ilaçları", ya da kullanıldığı söylenen "hormonları" atamıyor. Bunlar vücutta birikiyor. Birikiyor ve önemli sağlık problemlerine neden oluşturuyor. Çoğu zaman siz olup biteni gecikerek, ne yazık ki problem ortaya çıktığında anlıyorsunuz. Yani geri dönüşün olmadığı noktada...

Sorarım size, halk sağlığı açısından, bundan daha hayati olabilecek bir konu olabilir mi?

Hormonlu tavuk tartışması elbette hatırlarınızdadır:

Erman Toroğlu "hayır, o frikik" dediği zaman günlerce, bütün Türkiye tartışıyor, ağlamaya meyilli Fenerbahçeliler hemen Federasyonu istifaya, Spor Bakanını da müdahaleye davet ediyorlar. Yine aynı Toroğlu hayatını kazandığı iş sahasında bir profesyonel olarak "çeşitli tuhaflıklara işaret edip", hormon konusuna dikkat, dediğinde, halkımız kendisine aldırmıyor, üreticiler hakaret ediyor, bakan ise azarlıyor...

Peki ama sorarım size, bütün bu "anlamsız kişiselleştirme" ya da "doğu usulü toz duman" yerine, laboratuar sonuçları ve bilim adamları konuşsa daha iyi olmaz mı? Halk sağlığını birebir ilgilendiren ve acilen ele alınması gereken bu konuda devlet, çağdaş devletler gibi davransa, girmeye can attığımız Avrupa Topluluğu normlarını yayınlayıp, ziraat ve gıda sektörünü sıkı bir denetime tabi tutsa olmaz mı? Devlete hakim "radyasyonsuz çay" refleksini bir kenara koyup insan sağlığını bilimsel yöntemlerle "koruma ve kollamayı", hadi kendimizi bir kenara bırakalım, en azından gelecek kuşaklara, çocuklarımıza borçluyuz.

YAMRI YUMRU, KURTLU ELMA KAÇ PARA?

Dünya neleri tartışıyor biz neleri?

Ekolojik tarımda da ne yazık ki süratle gerilere düşüyoruz. Bugün dünya ölçeğinde 15 milyon hektarın üstünde ekolojik üretim yapıldığı gözleniyor. Türkiye'de ne kadar dersiniz?

Ziraat ülkesi Türkiye'mizde topu topu bu iş için 50 000 hektar kullanılıyor. Oysa ekoloji demek, sıhhat demek, sofistikasyon demek ve elbette para demek. Bugün artık dünyanın neresinde olursa olsun, mağazalarda özel köşeler, vitrinler var: Ekolojik mamullere ayrılmış. Onlara daha çok para talep olunuyor. Ekolojinin ne demek olduğunu bilen tüketiciler, şayet takadları varsa, şikâyet etmeksizin ödüyorlar.

Peki hal böyle ve Türkiye 10-15 yıl öncesine kadar bu sahada dünya klasmanında ilk beşin içinde yer alırken nasıl oldu da bugünlere gelindi?

Bu alanda dünya birincisi Avusturalya, elde ettiği para 8 milyar dolar. Onu Arjantin ve İtalya takip ediyor. 6-7 yıl öncesine kadar İtalya ile başabaş durumda olan Türkiye şu anda 50.000 hektara gerilemişken İtalya 2.000.000 hektara çıktı! Sanayi ülkesi, G7 mensubu İtalya bu alanda 2,5 milyar dolara yakın bir gelir sağlıyor.

Peki, üreticileri bırakalım, gelelim pazarlara. Haydi ekonomist ağzı ile olsun: hangi pazarda kaç para dönüyor? Ne dersiniz? Sıkı durun. Sıkı durun da küçük dilinizi yutmayın: Ilse Aigner anlatıyor. O kim demeyin. İlse Hanım Alman Beslenme, Tarım ve Tüketiciyi Koruma Bakanı:

“Almanya'da organik ürünler pazarındaki yükseliş devam ediyor: Organik besin sektöründeki üreticilerin, işleyicilerin, alım satım yapanların sayısı geçtiğimiz yıllarda sürekli artış göstererek toplamda 26.820 işletme düzeyine çıktı. Biyolojik ekim yapılan tarım arazilerinin oranı toplamda yüzde beş düzeyinde. Almanya biyo ürünlerde Avrupa'daki en büyük pazar: Her süper markette büyük bir organik besin reyonu var ve satışa sunulan ürünler katı kurallar altında üretiliyor ve denetleniyor.

Organik ürünler pazarı da yükselme trendini sürdürüyor. Almanya, organik ürünlerde yaklaşık 5,8 milyar Euro ile Avrupa'nın en büyük pazarı.”
 
Gördüğünüz gibi bu konu romantizm ve doğa merakı ile izah edilemeyecek kadar ciddi... Her açıdan! Ekonomimizin yanı sıra, elbette aynı zamanda halk sağlığı açısından.

Hem devlet, hem müteşebbis, hem de tüketici olarak bu hayati "future projesinin" farkında olmalıyız! (Ali Esat Göksel / HaberTürk)

Yorum Yap

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı!
CHP'den eksik ama doğru tohum hamlesi

CHP'den eksik ama doğru tohum hamlesi

2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.

Bayer insanlığı kanser yaptığını kabul etti

Bayer insanlığı kanser yaptığını kabul etti

Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.

GDO'lu tohum yok cümleleri yalanmış, işte gerçekler

GDO'lu tohum yok cümleleri yalanmış, işte gerçekler

Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.

Meyve ve sebzelerdeki büyüme hormonuna dikkat

Meyve ve sebzelerdeki büyüme hormonuna dikkat

Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.

Şeker ve şekerli içecekler kanser riskini artırıyor

Şeker ve şekerli içecekler kanser riskini artırıyor

Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.

Gerçekler er geç ortaya çıkar: İşte ilginç bir araştırma

Gerçekler er geç ortaya çıkar: İşte ilginç bir araştırma

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı

'Aflatoksin içermeyen süt bulamadım'

'Aflatoksin içermeyen süt bulamadım'

Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.

Yerli sığır ırklarımız ve sağlıklı süt

Yerli sığır ırklarımız ve sağlıklı süt

Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.

Gıda Hareketi bir kez daha haklı çıktı

Gıda Hareketi bir kez daha haklı çıktı

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.