Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akçelik, domuz gribi aşısının ve üretilen ilaçların yüzde 80'inin GDO'lu olduğunu ifade etti.
Külturçev tarafından “GDO'muz” başlığı altında düzenlenen panelde konuşan Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akçelik, GDO'lu ürünlerin yüksek risk içeren ve düşük risk içeren adı altında iki gruba ayrıldığını, gıda ve tarımsal ürünlerin yüksek risk içeren grupta bulunduğunu belirtti.
Ağırlıklı olarak da bu grubun kamuoyunun gündeminde tutulduğunu fakat düşük risk adı altında toplanan ve risk olduğu kabul edilmeyen grupta ise alkoller, renklendiriciler, aromalar, antibiyotikler, insilin birçok ilaç, peynir ve yoğurt mayalarının genetik olarak düzenlenmiş organizmaları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akçelik, “Üretilen ilaçların yüzde 80'i genetiği düzenlenmiş organizmalardan üretilmekte. Ayrıca domuz gribi aşısı da genetiği düzenlenmiş organizma. Düşük risk taşıyan grupta bulunanların kullanımı sonucunda ortaya çıkacak sonuçların ne olacağı da bilinmiyor” dedi. Dünyayı doyuracak kadar gıdanın fazlasıyla mevcut olduğunu ancak adil olmayan dağıtım yüzünden açlık sorunun yaşandığını belirten Prof. Dr. Akçelik şöyle devam etti:
“Evrimin ana teorisi, aynı zamanda, aynı mekanda canlıların birlikte verimleşmesidir. Oysa genetiği değiştirilmiş organizmalar bir milyon yılda yapacakları evrimi birkaç ayda yapmaktadır, bu da evrim üzerimde olumsuz sonuçlar doğuracaktır. İnsanını genetik yapısı da kök hücre çalışmalarıyla bozulmaktadır. Tüm canlıların birlikte evrim geçirmesi zaruridir.” (timeturk)
Dr. Murat Kınıkoğlu'nun yazısı...
Doğum kontrol hapı kullananların dikkatine
Geçenlerde gazetenin birinde “Doğum kontrol haplarının sayısız yararları!” hakkında bir yazı okudum. O kadar taraflı ve tek yönlü bir yazıydı ki gülmekten kendimi alamadım. Yazıda, doğum kontrol haplarının başta yüksek tansiyona neden olmak gibi “onlarca” önemli yan tesirinden hiç bahsedilmiyor, üstelik sonunda “ihtiyacı olsun veya olmasın tüm kadınların uzun ve sağlıklı yaşamak için mutlaka doğum kontrol hapı alması lazım..” gibi mantıksız bir sonuca varılıyordu...
Basınımızdaki buna benzer mucize ilaç! haberlerini gördükçe eski Türk filmlerindeki sahnelerden biri aklıma geliyor..Yakışıklı kötü karakter, kötü emellerine nail olmak için köyden gelen masum genç kızı uyutmak ister:
---Bu ilacı iç, göreceksin bak çok iyi gelecek... Zavallı kız kötü kalpli jöne inanır ve kirpiklerini kırpıştırarak hapı yutar..
(İtiraf etmeliyim ki bu sahne bende dahil olmak üzere şimdi yaşı 45-55 arasında olan pek çok Türk erkeğinin, yıllar önce karanlık sinema köşelerinde en çok yutkundukları sahnedir.)
Bir sonraki sahnede genç kız kendinden geçmiş bir halde yatakta yatmaktadır. Kötü karakter ise yatağın hemen yanında yüzünde pis bir sırıtma ile kemerini bağlamaktadır. Hain adam emeline ulaşmıştır-üstelik sansür nedeniyle bize gösterilmeden....
Tabii televizyon sayesinde günümüz dünyasında böyle kızlar kalmadı artık. En safının bile, kendisine verilen ilacı alırken :
---İçeyim ama, sakın yan tesiri filan olmasın bu hapın? Diyeceğinden eminim.. Gene de ben modern kızlarımızın dikkatini çok reklamı yapılan bu doğum kontrol haplarına çekmek istiyorum...
Biz doktorlar fakülteden mezun olduğumuz günlerde yazdığımız ilaçların mucize güçleriyle pek çok derde derman olacağımızı düşünürüz.... Midesi ağrıyana (A) ilacı, burnu akana (B) ilacı... Oh ne güzel...Reçeteyi yazan mutlu, ilacı satan mutlu, hapı yutan mutlu...
Yıllar geçtikçe bu mutluluk zincirinin pek de gerçekçi olmadığını fark ettik. İlaçların mucize sonuçlarına olan inancımızla birlikte DEV İLAÇ FİRMALARINA olan güvenimiz de gittikçe azaldı. İlaç firmalarının her gün propagandistleri aracılığıyla gözlerimize soktukları araştırma sonuçlarını dudaklarımızda hafif bir gülümsemeyle okumaya başladık.
Yazımın başında bir örneğini verdiğim (baştan aşağı doğum kontrol hapı reklamı kokan) tek yönlü yazılar ilaç firmalarının işin b.nu çıkardığının başka bir kanıtı. Yakında satışlarını artırmak için “doğum kontrol hapları erkeklere de iyi geliyor, herkes içmeli..” derlerse hiç şaşmam.
Bayan okurlarıma tavsiyem, mutlaka almaları gerekiyorsa, doğum kontrol haplarının tek bir hormon mu içerdiği yoksa estrogen ve progestini birlikte içeren bir kombinasyon mu olduğuna dikkat etmeleri ve bu ilaçların yan tesirleri konusunda son derece dikkatli olmaları.
35 yaşından büyüklerin, Sigara içenlerin, Şeker hastası olanların, Tansiyonu veya kolesterolü yüksek olanların özellikle kombine doğum kontrol haplarından uzak durmaları gerekir.
İşte doğum kontrol haplarının çok iyi bilinen bazı yan tesirleri:
Adetler arası düzensiz kanamalar,
Göğüste hassasiyet,
Karakter-huy değişiklikleri,
Baş ağrısı,
Bulantı ve nadiren kusmalar,
Kilo alma veya tersine kilo verme...
Eğer kullandığınız doğum kontrol hapı kombinasyon yani estrogen ve progestin'i birlikte içeren bir hap ise ilaveten;
Seks isteğinizde değişiklikler olabilir.
ABD'li bilim adamları, doğum kontrol haplarının kadınlar üzerinde kalıcı cinsel isteksizlik etkisi yaratabileceğini belirledi. Hapların testesteron seviyesinde yarattığı azalma nedeniyle kısa süreli cinsel isteksizlik yaptığı zaten biliniyordu. Boston üniversitesinin yaptığı araştırmada bu hapların sürekli cinsel isteksizliğe de yol açabileceği gösterildi. 62'si doğum kontrol hapı kullanan 125 kadının kanlarındaki globulin seviyesi inceleniyor. Globulin, seks hormonu testesteron'un işlevlerini engelliyor. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda globulin'in normalin 7 katı, daha önce kullanan kadınlarda ise 3-4 katı fazla çıktığı belirlendi. Uzmanlar bu durumun sürekli cinsel isteksizliğe yol açabileceğini kaydetti. Bu şu demek uzun süre doğum kontrol hapı kullananlar daha sonra ilacı bıraksalar bile cinsel isteksizlikten kurtulamayabiliyorlar..
Depresyon geçirme riski yan tesirlere ilave olabilir.....
Sağlıklı ve mutlu günler dilerim...
2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.
Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.
Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.
Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.
Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı
Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.
Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.
Yorum Yap
Yorumlar