Kuş gribine ne oldu? Köy tavukçuluğu öldürülünce 'kuş gribi' de mi öldü? Köylü ya da kenar mahallelerde kendi tavuğu ve dolayısıyla kendi yumurtasını yetiştiremesinden kimler neden rahatsız olur?
Fıtrata, doğala ve geçmişe ait ne varsa yok edenler kimler? Bunlar kimin için çalışıyorlar? Kuş gribi bir oyunmuydu? Bu oyunda zarar gören ve kazançlı çıkanlar kimlerdi? Köy tavukları geçmişte neden tehlike değildi de şimdi tehlike? Bütün bu sorulara bir nebze cevap olması dileğiyle Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi'den Prof. Dr. Tayfun Özkaya'nın 14.02.2006 tarihli "Köy tavukçuluğu yok edilmemeli!" başlıklı yazısını dikkatinize sunuyoruz.
Son günlerde yayılan kuş gribi olayları sonucu bazı yöneticiler ve uzmanların serbest gezinen tavukçuluğun bu arada köy tavukçuluğu denilen sistemlerin tamamen terk edilmesi hatta yasaklanması yönünde açıklamalarını dinlemekteyiz. Bunun çeşitli açılardan uygulanabilir ve çağdaş bir yaklaşım olmadığı kanısındayız.
Birincisi köylerde hatta gecekondularda çoğunluğu yoksul insanların, başka şekilde tamamen çöpe gidecek mutfak atıkları ve bitkisel üretimdeki yan ürün ve artıkları proteine çevirerek ailesine yumurta vb. ürünleri yedirebilmesi ve böylelikle hayata tutunması mümkün olmaktadır. Bu üretim sistemi bazı sorunlar içermekle birlikte ekonomik, sosyal ve çevresel yönden istenilen ve rasyonel bir sistemdir.
Kanada gibi çok modern ülkelerde dahi kent tarımı adı altında buna benzer sistemler teşvik edilmektedir. Köy tavukçuluğu var olan bazı problemlerine rağmen sürdürülebilir bir sistem oluşturmakta ve endüstriyel tavukçuluğa karşı organik tavukçuluk ve kent tavukçuluğu ile birlikte alternatifler oluşturmaktadırlar.
Ülkemizde bazı çevrelerin politikacıları ikna ederek bu krizden hiç olmaz ise köy tavukçuluğu ve organik tavukçuluğu yok ederek, besin egemenliğini yok edecek bir kazançla çıkmak istediklerinden kuşkulanıyoruz. Endüstriyel Tavukçuk çevrelerinin bu ekonomik krizden nasıl çıkacaklarını, kuş gribi ile nasıl mücadele edeceklerini düşünecekleri yerde köylüye ve topluma düşman, daha komiği tavuğa düşman bakış açılarına arka çıkmamalarını bekleriz.
Diğer yönden endüstriyel tavukçuluk denilen binlerce tavuğu güneş görmez "hapishanelere" tıkarak yapılan üretim sistemi çağdaş birçok ülkede terk edilmeye başlanmıştır. Bu endüstriyel tavukçuluk ne hayvan hakları, ne sağlıklı bir gıda üretimi açısından, ne de ekonomik gücün az sayıda insan elinde toplanması açılarından savunulabilmektedir. Hatta bugün gelişmiş ülkelerde büyük şirketler bile serbestçe gezinen tavukları esas alan organik tavukçuluk yapmaktadır ve bunların ürünlerine örneğin yumurtaya tüketiciler daha fazla fiyat ödemeyi kabul etmektedirler.
Şüphesiz her şeyin aynen devam etmesini savunuyor değiliz. Bir çok önlemler alınabilir. Kuşların konakladığı göller vb. yerlerin çevrelerinde tavuklardan arınmış bir şerit oluşturulabilir. Serbest gezinen tavuklar için belli süreler kapatılacakları ince kafes telli veya balık ağı gibi engellerle göçmen kuşlarla teması kesecek açıkta bölmeler zorunlu tutulabilir.
Avrupa'daki organik tavukçuluk kuruluşları, dernekleri buna benzer önerileri üyelerine yapmaktadırlar. Bütün tavuk besleyenler eğitilerek teması en aza indirecek önlemler almaları sağlanabilir. Manisa'da kapatılan tavuk aşıları merkezi yeniden açılarak aşı üretme çalışmaları yeniden başlayabilir.
Türkiye Birleşmiş Milletler gibi kurumlara başvurarak kuş gribi hastalığını tedavi etmeye yardımcı olan ilaçların veya geliştirilecek olan aşıların, belli ödentilerinin firmalarına yapılarak fikri mülkiyet haklarının kaldırılıp genel kamu lisansına tabi olması ve bunu üretebilecek kadar donanımı olan bir çok ülkede serbestçe üretilerek olası bir insandan insana bulaşma tehlikesine karşı önlemler alması önerilebilir.
Kuş gribi bahane edilerek köy tavukçuluğu ve organik tavukçuluğun yok edilmesine karşı olmak gerekmektedir.
2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.
Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.
Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.
Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.
Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı
Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.
Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.
Yorum Yap
Yorumlar