Polisten sahte bal operasyonu

Sözde 'bal' reklamları eranlarda arzı endam ederken polis yaptığı bir operasyonda 18,5 ton sahte bal ele geçirdi.geçirildi.

Polisten sahte bal operasyonu

Çorum polisi tarafından düzenlenen operasyonda 660 teneke içerisinde toplam 18 ton 480 kilogram sahte bal ele geçirildi.

Bir istihbaratı değerlendiren polis ekipleri Osmancık ilçesinde bir kamyona operasyon düzenlendi. Olayla ilgili 2 kişiyi gözaltına alan polis, sahte balın yurdu gümrüksüz girmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.

Kamyonda yapılan aramada üzerlerinde Farsça ibareler bulunan 660 teneke içerisinde toplam 18 ton 480 kilogram "menşei belli olmayan" piyasa değeri "kaçak bal" ele geçirildi. Balın sahte mi yoksa gümrüksüz mü girdiği yapılan incelem sonrasında ortaya çıkacak.

İşte konuyla ilgili Faruk Ekmekçi'nin makalesi

“Bal”lı Ekonomi, Tatlı Hayat, Tatsız Ölüm / Faruk Ekmekçi
Bu hafta bir iyi bir de kötü haber vereceğim…

Daha önce de pek çok defa “ortaya çıkarılan” bir hilebazlık geçen hafta yeniden gündeme geldi: Piyasadaki balların yüzde 40′ı, GDO'lu mısırdan elde edilen glikoz şurubuna polen ve renklendirici katılarak bal diye satılan sahte balmış. Siz “vah vah” demeden, şunu ekleyeyim hemen: Bu “iyi” haberdi. “Kötü” olanıysa şu: Bal için geçerli olan bu durum tüm diğer gıdalar için de geçerli. (Gıda Güvenliği Hareketi başkanı Kemal Özer'in eserlerinde ortaya koyduğu üzere) yediğimiz tüm endüstriyel ürünler, aslında tatlandırılmış zehirler!



Kaynakların sınırlı, insanın “aceleci”, üreticilerin tamahkâr, siyasetçilerin de “satın alınabilir” olduğu bir dünyada, kapitalizm sürdürülebilir bir sistem olamaz. Bugün pek çoğumuzun öyle olduğunu düşünmesi, kapitalizmin pahalıyı “ucuz”, azı “çok”, kirliyi “temiz” diye yutturabilmedeki maharetinden dolayıdır. Yediğimiz gıdalar, sağlığımıza ve çevremize verdikleri maliyetlerin artırılmasıyla ucuzlaşıyor ve yaşadığımız bolluk gelecek nesilleri yaşamaya mahkum bıraktığımız “azlık” sayesinde gerçekleşiyor. Vandana Shiva'nın ısrarla vurguladığı üzere, “küresel endüstriyel gıdalar ucuz değildir, bilakis hem Dünya hem çiftçiler hem de sağlığımız için aşırı maliyetlidir.” 10 sene öncesine göre bugün baldan tavuğa pek çok gıda daha ucuzsa; daha pis, daha zehirli ve daha gayritabii oldukları içindir. 10 sene öncesine göre bugün baldan tavuğa pek çok gıda daha ucuzsa; biz onları yerken onlar da ömrümüzden yedikleri içindir. Bu yüzden, bugün yaşadığımız sanal ucuzluk sağlıksız ve sürdürülemez bir ucuzluktur ve bundan 20-30 sene sonra reel bir kemoterapi olarak karşımıza çıkacaktır…

Yakın geçmişte, mallarımızda bolluk, alım güçlerimizde artış, enflasyonda düşüş olduysa; bu, glikozlu şapkalardan bal çıkaran, sütü proteinsizleştiren, hamsileri mikroskobikleştiren, yumurta tavuklarını köleleştiren, genleri Frankeştaynlaştıran, iklimleri değiştiren, toprağı öldüren, dereleri kirleten ve yok eden, soya/antibiyotik/hormon karışımına tavuk görünümü veren ve her şey ama her şey daha ucuz olsun diye maden ocaklarında, kot taşlama şantiyelerinde, barajlarda, AVM inşaatlarında işçilerin hayatlarına böcek kadar değer biçen bir sistemle mümkün olmuştur.  Ve tüm bunlar devletlerin göz yummaları -hatta destekleri- ile gerçekleşmiştir. Üreticilerin hep daha fazla kâr, tüketicilerin hep daha fazla mal, iktidarın da hep daha fazla oy istediği bir yerde aksi de olamaz zaten. Zira tavuğun ve hamsinin kilosunun 10, balın kilosunun 30, sütün litresinin de 3  olduğu bir Türkiye'de, ne “ekonomik mucize” kalır ne de “alım gücü artışı”. Sahtelik oranı yüzde 40 olan bal sektörümüz devlet denetiminden “geçebiliyor”,  kullanımı yasak olan 10 numara yağ için yol kenarlarında açıktan “10 numara yağ bulunur” ilanı verilebiliyor, devletin elektrik götürdüğü kot taşlama şantiyeleri izini “kaybettirebiliyor”, hilekâr üreticilerin isimlerini öğrenmemizi devletimiz yasaklıyor ve her tarafı -süt tozundan ayakkabıya-  bol kimyasallı Çin malları kaplıyorsa, tüm bunlar “mucizemiz” yok olmasın diyedir… Bedenimize ve çevremize verdiğimiz zarar, doğası gereği eşitsizlikleri arttıran ve kitleleri fakirleştiren bir kapitalist sistemde “kaybedenlerden” olduğumuzu görmememiz içindir.

İnsan rasyonel değildir. Yere çakılmadıkça düştüğünü, duvara toslamadıkça yanlış yolda olduğunu kabul etmez. Öyle görünüyor ki sistemin “kaybeden” çoğunluğu bir müddet daha kaybetmeye devam edecek ve (bir Kızılderili atasözünde belirtildiği üzere) paranın yenmeyen, nefsin de doymayan bir şey olduğunu ancak “son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda” anlayacak. Zira insanoğlu sanayi devrimine ve onun getirdiği yıkıcı bolluğa aşık oldu. Ya da Ahmet Turan Alkan‘ın güzel ifadesiyle, yasak ağacı ”tattı ve çok hoşuna gitti.” Bunun sonucunda da isteklerinin peşinde koşmaktan ihtiyaçlarını karşılamaya fırsat bulamayan bir “homo consumens“e (tüketim insanına) dönüştü. Bu homo comsumensin “kaybedeni” ve “esiri” olduğu sistemi sorgulayabilmesi içinse, öncelikle tüketim esaretinden kurtularak kendi bedeni üzerinde bağımsızlığını kazanması gerekmektedir. Aksi, insanoğlunu, aşağıdaki resimdeki gibi bir şebekliğe mahkum etmektedir!

Pankart: "Şirketlerin açgözlülüğünü protesto ediyoruz"

Not: Bu yazıda ele aldığım “gıda terörü” meselesiyle ilgileniyorsanız, şu belgeselleri izleyin derim:


Gida A.Ş. (food inc) gidahareketi

2) The World According to Monsanto

3) The Story of Stuff

Bizim televizyondan 'bal' akıyor! Ya sizinki....

Yorum Yap

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı!
CHP'den eksik ama doğru tohum hamlesi

CHP'den eksik ama doğru tohum hamlesi

2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.

Bayer insanlığı kanser yaptığını kabul etti

Bayer insanlığı kanser yaptığını kabul etti

Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.

GDO'lu tohum yok cümleleri yalanmış, işte gerçekler

GDO'lu tohum yok cümleleri yalanmış, işte gerçekler

Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.

Meyve ve sebzelerdeki büyüme hormonuna dikkat

Meyve ve sebzelerdeki büyüme hormonuna dikkat

Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.

Şeker ve şekerli içecekler kanser riskini artırıyor

Şeker ve şekerli içecekler kanser riskini artırıyor

Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.

Gerçekler er geç ortaya çıkar: İşte ilginç bir araştırma

Gerçekler er geç ortaya çıkar: İşte ilginç bir araştırma

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı

'Aflatoksin içermeyen süt bulamadım'

'Aflatoksin içermeyen süt bulamadım'

Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.

Yerli sığır ırklarımız ve sağlıklı süt

Yerli sığır ırklarımız ve sağlıklı süt

Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.

Gıda Hareketi bir kez daha haklı çıktı

Gıda Hareketi bir kez daha haklı çıktı

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.