Hacamat, sülük ve ozon tedavisi gibi kadim tedavi yöntemlerinin yetkisiz ve liyakatsiz kimseler tarafından uygulanması çeşitli sorunlara yol açtığı ve şikâyetlerin arttığı ortaya çıktı.
Yeni Söz / Özel Haber
Sağlık Bakanlığı'nın geleneksel tamamlayıcı tedavi yöntemlerinin eğitimini almamış, sağlık mensubu olmayan ve sıhhi ortamlarda yapılmayan uygulamalar konusunda yeterli duyarlılığı göstermemekle itham ediliyor.
YETKİSİZ KİŞİLERE DİKKAT
Endüstrileşmenin ifsad edici uygulamaları, modern tıbbın sağlık sorunlarını daha karmaşık ve içinden çıkılmaz hâle sokması, hastaların müşterileştirilmesi sonrasında ortaya çıkan tablodan devlet ve milleti memnun etmeyen bir tablonun ortaya çıkmasına yol açtığı dile getiriliyor. Tıp eğitiminin gelenekten kopuk, geçmişin başarılı tıp uygulamalarını reddetmesi üzerine sahneye eğitimsiz insanların çıkmasının insanların maddi ve manevi zarara uğraması ise yeni tedirginliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. Mevzuat Geleneksel Tamamlayıcı Tedavi Yöntemleri'nin sağlık eğitimi almış kişilerce mevzuata uygun mekânlara verilmesinin öngörürken, denetim yetersizliği nedeniyle her önüne gelen tarafından uluorta verilmeye başlanması şikâyetlerin artmasına neden oldu.
KADİM UYGULAMALAR SAĞLIĞA ZARAR VERMEZ
Gerekli eğitimi almış, liyakatli ve tecrübeli kişilerin ellerce uygulanması durumunda hiçbir yan etkisi ve zararlı yönü olmayan, aksine hem sıhhati koruyucu hem de tedavi edici uygulamalar hacamat, hirudoterapi (sülük tedavisi) ozon tedavisi, hipnoz, reflekseloji gibi 15 dal 2011 yılından bu yana Türkiye'de resmi tedavi yöntemleri arasına girdi. Ancak modern tıbbın hışmından kaçan kimselerin Sağlık Bakanlığı'nca yetkilendirilmemiş ve mekân ve eğitiminin almamış kişilerce verilmesi ise kadim tedavi yöntemlerinin bazı hastaların bozuk olan sıhhatlerini daha da kötüleştirdiği gözleniyor. Tıp çevrelerinin yeterli ilgi göstermemesi, Sağlık Bakanlığı'nın gerekli ihtimam ev denetimleri yeterince yapmaması ise şikâyetlerin artmasına ve davalara konu olmaya devam ediyor.
RUHSATSIZ HACAMATA 10 AY HAPİS
Mahkeme, İstanbul'da ruhsatsız olarak akupunktur, sülük uygulaması ve hacamat yaptıkları ileri sürülen karı-kocayı geçtiğimiz hafta 10'ar ay hapis cezasına çarptırdı. İstanbul Anadolu 48. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar İ. D. ile eşi O. K. ve Maltepe İlçe Sağlık Müdürlüğü'nün avukatı katıldı. Mahkeme başkanının sanıklardan İ.D.'ye ne iş yaptığını sorduğunda “Makine mühendisiyim, elektronik teknik mühendisiyim, bilgisayar informatik, gazeteciyim, alternatif tıp uzmanıyım, bağırsak uzmanıyım, yeter mi” diye cevap vermesi hâkimi şaşkına çevirdi. Hâkim cevabının anlaşılmadığını söyleyince, sanık “bilmiyor musun” dedi. Bunun üzerine hâkim, sanığın beyanlarını tutanağa geçirdi. Yaptığı geleneksel tıp uygulamaları için hiç bir eğitim ve yetkisi olmayan kişi ve yine aynı durumdaki eşine hâkim onar ay hapis cezası verdi.
15 DALDA İZİN VAR AMA DOKTO BİLMİYOR
Yeni Söz'e konuşan M.B., kanser hastası olan eşine önce kemoterapi daha sonra da radyo terapi uygulandığını ancak hastanın durumun daha da kötüleştiğini söyledi. Tedavi sonrasında hastamın ağzı dâhil her yeri yara bere. Hastanın bedenin antibiyotik ve ameliyatını kaldıramayacağını söyledi. Bende sülükle iltihapların alınabileceği söyleniyor dediğimde doktor burası hastane koca-karı merkezi değil diye bizi azarladı. Hastamı bu hale siz getirdiniz diyemedim. Çünkü onlara muhtacım diye konuştu. Yeni Söz muhabirinin “sülük uygulaması resmi tedavi yöntemi olduğunu doktora söylemediniz mi” sorusuna hasta yakını M.B. “bunu bilmiyordum” diye cevap verdi.
GELENEKSEL TIP DAİRESİ NEYİ SEYREDİYOR?
Eksiklerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakanlığı dönemindeki çıkışlarının sonrası insanlık tarihine eş tıp uygulamaları Türkiye'de ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları' olarak yasallaştı. Ardından Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği ile çıkarıldı ve “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Daire Başkanlığı kuruldu. Bu mevzuata göre, akupunktur, apiterapi, fitoterapi, hipnoz, sülük, homeopati, kayropraktik, kupa (hacamat), larva, mezoterapi, proloterapi, osteopati, ozon, refleksoloji ve müziktepari olmak üzere 15 branşta sağlık eğitimi ve bu dalda özel eğitim almış ehliyetli ve liyakatli kimseler tedavi yapabiliyor. Bu alanın gelişmesi konusunda yeterli çaba gösterilmez iken Sağlık Bakanlığı ise yeterli denetim yapmadığı yönde şikâyetler her geçen gün artıyor. Bunun sanı sıra İstanbul, Ankara, Konya, Bursa, Kayseri gibi bazı şehirlerde Sağlık Bakanlığından ruhsat almış, hastane, poliklinik vb sağlıklı mekanlarda bu hizmetleri veren müesseselerde bulunuyor.
KÖTÜLENMESİNE YARDIM ETMEYİN
Bazı doktorların bu alanlarla ilgili cehaleti, mevzuattan habersizliği, kendilerinin konuyu hiç bilmemesi ve bilgisizlikten doğan cehalet ile ehliyetsiz kimselerin insanların sağlığını tehdit edici uygulamaları nedeniyle bu kadim tıp dalları kötülenildiğinden şikâyet eden bazı mütehassıslar, halkı tıp ve sağlık eğitimi almamış kimselere karşı uyarıyor. Tedavi olmak isterken canınızdan olabilirsiniz, kan kaybından ölebilirsiniz, çeşitli kalıcı rahatsızlıklarla karşı karşıya kalabilirsiniz derken, Bakanlığın denetim, üniversitelerinden uzmanlık veya sertifika eğitimlerine daha fazla ehemmiyet göstermesini istiyor.
KARGAŞAYA İZİN VERMEYİN
Hukuken sorun bulunmadığı halde pratikte büyük bir kargaşa yaşandığını belirten tıp çevreleri, sertifikası olmayan hekimler de bunu yapabilmekte olduğu gibi, berber, sütçü, hamamcı gibi sağlıkla hiç ilgisi olmayan çok sayıda kişi üstelik bu tedavileri yaptığı reklam, ilan ve internet duyuruları ile yapabilmektedir. Hastalığını bilmeyen, kutlandığı ilaçların ismini, yan etkilerinden bihaber birçok cahil kişi bu sağlık dramının sorumluları olarak sahada çalışıyor diyen doktorlar, “önlem alınması gerektiğinin üzerinde duruyor. Mevzuatın hekimin sertifikalı olması gerektiğini ve ancak sağlık personeli tarafından hekim gözetiminde yapılması gerektiğini emretmesine rağmen adeta yeni bir sektör olarak bu ehliyetsiz kişiler halkın sağlığını hiçe sayarak dramatik hadiselere imza atıyor” diyor.
YETKİNİZ YOKSA 3 YIL HAPİS ALIRSINIZ
İlgili mevzuata göre eğitimi olmayan ve yetkisiz kişilerin bu uygulamaları yapmaları durumunda 1 ila 3 yıl arası hapis cezası ve ciddi bir para cezası veriliyor. Toplum ve tıp çevrelerinin beklentisi,
Sağlık Bakanlığı'nın buna seyirci kalmaması, takip etmesi, doğmakta olan anormalliklere karşı önlem alması, cezai müeyyide uygulaması ve adli makamları harekete geçirmesi yönünde.
2006 yılında çıkarılan ve yürürlükteki 5553 sayılı kanın kadim / atalık /ananevi / eski / fıtrî / tabii tohumlarla ilgili pek çok konuda yasaklar getiriyordu. Genetik yapısıyla oynanıp hibrit adı altında satılan tohumları dayatan ve tabii tohumlara yönelik yasak getiren kanunun değişmesi için CHP, TBMM'ye teklif sundu. Gıda Hareketi olarak tüm siyasi partilere bu teklifi destekleme ve bir an evvel kanunlaştırma çağrısı yapıyoruz.
Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti. Bayer, davacılara 10 milyar 900 milyon dolar ödeyecek.
Türkiye’de GDO’lu tohumun üretim ve satışı yasak olmasına rağmen büyük bir skandal ortaya çıktı. Tarım ve Orman Bakanlığının her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen belgeli tohum da bile GDO tespit edildi.
Karpuzun içindeki çatlaklar çok büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Bu çatlaklar, forchlorfenuron adındaki büyümeyi artırıcı kimyasalın sonucunda oluşuyor.
Fransız bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde fazladan 100 mililitre şekerli içeceğin, kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığını gösterdi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesinde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının 'öğrenmeyi olumlu etkilediğini', 'margarinin ise 'depresyonu tetiklediğini' tespit etti. Kaynak: Bilim adamları margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve tereyağını inceledi sonuç şaşırtıcı
Akredite laboratuarda yaptırdığım analiz sonuçlarında aflatoksin içermeyen süt bulamadım. Tamamen önlenebilir bu durum üretici hatası olup, sütü işleyen firmalarla hiçbir ilgisi yoktur.
Ülkemizde, dünya sığır ırkları listesine girmiş 4 ana sığır ırkı bulunmaktadır.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin dünyada bir benzeri daha olmayan Ambalajlı İçme Suları Raporu yayınlandığında başta su firmaları olmak üzere Sağlık Bakanlığı'nın saldırısına maruz kalmıştı. Suç duyurularında bulunulmuş ancak savcılar Gıda Hareketi yetkililerini haklı bulmuştu.
Yorum Yap
Yorumlar